
Sevgili dostlar
1973 senesinde benim doğumumla beraber babam araba
ihtiyacımızın olacağını düşünerek o zamanlar 1972
model Murat 124 almış. Ben o rabayı hiç hatırlamıyorum
doğal olarak. Ancak araba olarak hatırladığım ve kısa
bir süre de olsa kullandığım ilk arabam olarak
bildiğim 1977 yılında aldığımız Murat 131 marka
arabamızdı. Ben yaklaşık 10 yaşlarındayken bir gün
amcam bize telefon etti ve bir kaplumbağa aldığını ve
Giresunda vosvos ustası olmadığı için Ankara ya
getirip bakımlarını yaptırmak ve kontrol ettirmek
istediğini söyledi. Bunun üzerine babam Giresun'a
giderek amcamla beraber kaplumbağayı alıp Ankara'ya
geldi. İlk vosvosla tanışmam bu şekilde oldu benim de.
Babamlar vosvosu ustaya götürdüklerinde hemen ben de
kendimi vosvosun içerisinde bulur olmuştum. Bir
keresinde amcam arabayı kullanırken "Amca bu arabada
neden böyle ses çıkıyor" diye sorduğumu hatırlıyorum.
Amcamın cevabı çok netti: "Oğlum vosvosların özelliği
bu. Bu ses içine işlediğinde bir daha vosvosdan
vazgeçemezsin." demişti. Amcamın ne kadar haklı
olduğunu çok zaman sonra anlayacaktım. Aradan bir süre
geçtikten sonra amcam vosvosu alıp Giresun'a geri
döndü. Bir anda sanki boşlukta kalmıştım. Meğer vosvosa
ne kadar alışmışım. Bir süre sonra amcam vosvosu
sattığını bize haber verdi. Oldukça üzgündü sesi
telefonda. Bu arada biz halen Murat 131 marka
arabamızı kullanıyorduk. 1988 senesi başlarında bu
arabamızı satarak benim de uzun süre kullandığım Audi
marka arabamızı aldık. Fakat maddi bir takım
sorunlardan ve babamın peşpeşe üç kere mide ameliyatı
olmasından dolayı bu arabamızı da satmak durumunda
kaldık. 3 - 4 sene kadar arabamız yoktu. Ben de bu
arada çalışmaya başlamıştım ve bir otelde çalışmak
için 2001 senesinde Bodrum'a gitmiştim. O zamanlarda
babam da Bodrum'da bir yerde çalışıyordu. Bir gün iş
çıkışında babamın yanına gittim. Tam kapının önüne
geldiğimde Ankara plakalı bir vosvos dikkatimi çekti
park yerinde. Karşıdan bakınca gözüme çok hoş göründü.
Herneyse içeri girdim. Babama, "ya şu dışarıdaki vosvos
kimin" dedim. Çok güzelmiş falan dedim. Babam da
yanında oturan kişiden anahtarı alıp bir tur at
bakalım nasılmış diyerek bana uzattı anahtarları. Ben
hemen çıktım dışarı ve vosvosun koltuğuna oturduğum
anda bu arabayı almalıyım dedim. Zaten babamlar da
konuşmuşlar ve beni bekliyorlarmıs. Adam arabayı yeni
almış ve Bodrum'a getirmiş ancak işlerinden dolayı bir
kamyonete ihtiyacı olduğundan satmak zorundaymış.
Oturduk ve karşılıklı konuşurken adam eğer arabayı
sevdiysek bize satabileceğini söyleyince hemen
tokalaştık ve 1-2 gün sonra da vosvosuma kavuştum ve
vosvosumla ilk yolculuğuma çıktım...
Bodrum'da vosvosumu aldığım zaman kurban bayramı öncesiydi ve biz
babamla beraber bayram için Ankara'ya gelecektik. Hatta bir kaç gün
önce de otobüsten yerlerimizi ayırtmıştık. Ama babam hadi otobüsü
boşverip vosvosla gidelim Ankara'ya dedi. Öyle olunca arife gününden
bir gece önce saat 21:00 civarında yola çıktık Bodrum'dan.
Güzergahımız Bodrum, Muğla, Denizli, Afyon, Ankara olacaktı. Bu arada
bizimkiler Ankara'da bizi bayramın birinci günü sabahtan bekliyorlar.
Çünkü ancak o zamana bilet bulabilmiştik otobüsten. Neyse Bodrum
çıkışından benzin alarak yola çıktık. Arabayı babam kullanıyordu.
Denizli'ye kadar babam kullandı. Ama vosvos neredeyse uçuyordu. Babam;
"yahu bu nasıl araba, gaz pedalına dokunamıyorum. Uçup gidiyor" deyip
duruyordu. Denizli'ye geldiğimizde oturup biraz dinlenelim dedik.
Çay, kahve derken 1 saat kadar oturmuşuz orada. Tekrar yola
çıkacağımızda babam ben yoruldum, zaten dün gece de çok geç yatmıştım
işten dolayı. Arabayı biraz da sen kullan dedi. Ben de geçtim
direksiyon başına. Gerekli olan ayarları (koltuk, yan aynalar ve dikiz
aynası) yaptıktan sonra emniyet kemerimi de takıp çıktım yola. Bir
süre sonra baktım ki babam uyuyor. Ben de bir kaset koydum teybe sesi
de hafif açtım. Keyifli keyifli gidiyorum yolda. Bir ara arabanın
içinin çok sıcak olduğunu fark ettim. Daha önce hep kelebek camlar
açık olduğundan dolayı hiç fark etmemiştik arabanın kaloriferlerinin
açık olduğunu. Elimi klapelere doğru götürdüm ama nafile. Çünkü
kaloriferler kapalı görünüyor. Meğerse telleri yerinden çıkartılmış ve
kumanda etmiyormuş kollar. Tabii ki yapılacak bir şey yok gecenin bir
vakti. Ben de tekrar kelebek camını açtım ve yola o şekilde devam
etmeye başladim. İşte o andan itibaren vosvosun keyfini çıkarmaya
başladim. Gece zaten başka araba gürültüsü yok. Hem gittim, hem de
vosvosun sesini dinledim ve o zaman anladım ki amcam doğru
söylüyormuş. Bu vosvosların sesi süpermiş. Ben o sesi dinlerken
zamanın nasıl geçtiğini hiç fark etmedim desem yeridir. Sabaha karşı
saat 05:00 civarında Sivrihisar'a geldiğimde babam da uyanınca hadi
Şoförler Odasının dinlenme tesislerine girelim de birer çay içelim
dedik. Hem de biraz dinlenmiş olursun dedi babam. Ben de girdim
dinlenme tesislerine ama hiç de yorulmamıştım. Hatta ağzım neredeyse
kulaklarımdaydı vosvosun müthiş sesinden dolayı. Burada durunca tabii
ki vosvosu hemen stop etmedik. Kendiliğinden rölantiye düşmesini
bekledik. Tam bu sırada orada çalışanlardan birisi yanımıza gelerek
bombayı patlattı. "Abi arabayı stop etmeyi unutmuşsunuz" diye. Babam o
anda çocuğa vosvos dersi vermeye başladı. "bak oğlum; bu arabalar hava
soğutmalı, bunlar uzun yolda hemen stop edilmez........ " şeklinde
klasik yaptığımız konuşmaları yaptı. Çocuk hadi yaa dercesine
suratımıza bakıyor. Bu arada ikinci bomba patladı. "Peki abi bu
arabalar uzun yola gelebiliyor mü? Yaa çok eski bunlar. Kesin yolda
sorun çıkarır." Babam yine bilge tavırlarda "oğlum bakımları zamanında
ve düzgün yapılmayan her araba sorun çıkarır uzun yolda. Sen sorun
yaşamak istemiyorsan arabanın eskiliğine bakmayacaksın, sadece
bakımlarını zamanında yaptıracaksın" dedi ve zaten çaylarımız bittiği
için tekrar yola koyulduk. Ankara'ya vardığımızda evdekiler şok
oldular. Bizi hiç beklemiyorlardı o gün. Hele bir de vosvosla
geldiğimizi görünce bize epey kızdılar ama ben süper bir yolculuk
yapmıştım ve Ankara'ya geldiğimde hiç de uzun yoldan gelmiş gibi
yorgun değildim. Bıraksalar bir geldiğim yol kadar daha gidebilirdim
herhalde. İşte böyle...
Hepinize sevgiler. 17 Nisan 2006
Altuğ YAMAK

| | | |